Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir. (Müslim, 6, 60)

Son Yorumlar

Hakkımızda

Selamun Aleykum Ey Müslüman Kardeşimlerim teknolojinin ilerlediği fani bir dünyada yaşıyoruz. İş hayatından olsun çeşitli dünya tasalarından ahiretimizi unutuyoruz. 11 Ayın Sultanı Ramazan Ayında biraz olsun dünya işlerinden uzaklaşalım ahiretimizi kazanmak için Allaha İbadet edelim...www.ilahidinle.us Yönetimi olarak Hayırlı Ramazanlar Dileriz.

Efendimiz’e gelen vahyi ilk yazan sahabe

Yorum yok Ramazan Özel 16 Ağustos 2010 0 views

efendimiz

Efendimiz’e gelen vahyi ilk yazan sahabe

Her biri bir yıldız olan Sahabi efendilerimizi tanımaya ne dersiniz? İşte o parlak yıldızlardan biri…

HZ. ÜBEY B. KA’B (radıyallahu anh)

Sahabe-i kiramın büyüklerinden biri olup Rasûlüllah (s.a.s)’ın vahiy kâtiplerindendir. Übey (r.a)’in babasının adı Ka’b, annesinin ismi Suheyle’dir. İki künyesi vardir: Ebu’l-Münzir ve Ebu’t Tufeyl. Medineli olup Hazrec kabilesinin NeccâroÄŸulları kolundandır. DoÄŸum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Übey b. Ka’b'ın Müslümanlığı kabul etmesi Rasulüllah(s.a.s)’ın Medine’ye hicret etmesinden önce, Akabe biatlarında olmuÅŸtur. Übey b. Ka’b ikinci Akabe biatında Rasûlüllah (s.a.s)’e biat eden yetmiÅŸ kiÅŸi içerisinde idi.

Rasûlüllah (s.a.s) Medineli Müslümanlar arasında yapmış olduÄŸu kardeÅŸlik antlaÅŸmasında Übey b. Ka’b ile AÅŸere-i MübeÅŸÅŸere (Cennetle müjdelenen on kiÅŸi) den Said b. Zeyd’i kardeÅŸ yaptı. Übey, Rasûl-i Ekrem ile Bedir, Uhud, Hendek ve diÄŸer bütün muharebelere katıldı. Uhud muharebesinde kendisine bir ok isabet etmiÅŸ, Rasûlüllah (s.a.s) ona bir tabib göndermiÅŸ, tabib okun girdiÄŸi yerdeki damarı keserek üzerini daÄŸlamıştı. Bu suretle Übey b. Ka’b bu arızadan kurtulmuÅŸ oldu (bk. Müslim, Selam, 73-74).

Übey b. Ka’b cahiliyye döneminde de okuma yazma bilen az sayıdaki kimselerden biri idi (İbn Sa’d, Tabakat, I, 498). Rasulüllah(s.a.s) Medine’ye hicret edince, orada, ensar içerisinde yazılarını ilk yazan Übey b. Ka’b olmuÅŸtur (İbn Seyyidi’n-Nas, II, 315). Yazdığı yazıların sonuna “filan oÄŸlu filan yazdı” diyenlerin de ilki idi (İbnü’l-Esir, Üsdu’l-Gabe).

Åžu halde Medine döneminde Rasulüllah(s.a.s)’a gelen vahyi ilk yazan Übey b. Ka’b olmuÅŸtur. Übey b. Ka’b olmadığı zaman Zeyd b. Sabit yazardı. Peygamber Efendimiz (s.a.s) ilahi vahyi Cebrail (a.s)’dan aldığı zaman, Übey b. Ka’b onu daha yazının ıslaklığı üzerinde iken ezberler, Rasûlüllah (s.a.s)e okurdu (Zehebî, Siyer, I, 280)

Übey ashabın en alimlerindendi. Tabiinin büyük bilginlerinden olan Mesruk (663/683) şöyle derdi: “Rasûlüllah (s.a.s)’in ashabıyla görüştüm. İlimlerinin ÅŸu altı kiÅŸiye dayandığını gördüm: Ali, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sabit, Übey b. Ka’b ve Ebu’d-Derdâ “( İbn ü’l-Kayyim, i’lâmu’l-Muvakkiîn, I, 16).

Übey b. Ka’b, Kur’an-ı Kerîm’i en iyi okuyan sahabîlerden idi. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Ümmetimin en iyi okuyanı Übey’dir.” (Zehebî, Siyer, I, 392) buyurmuÅŸtur. Bu sebeple Seyyidü’l-Kurra (okuyucuların efendisi) lakabıyla tanınmıştı.

Kur’an-ı Kerîm’i sekiz gecede hatmederdi. Rasulüllah(s.a.s)’in zamanında Kur’an’ı cem’ ederek ona arzeden sayılı sahabîlerden biri idi. Nitekim Enes b. Malik, “Rasûlüllah (s.a.s) zamanında Kur’an’ı dört kiÅŸi hıfzetmiÅŸ olup hepsi de ensardandı. Bunlar: Übey b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Ebû Zeyd ve Zeyd b. Sabit’tir” (Buharî, Menakibu’l Ensar 17; Tirmizî, Menâkib 33) demiÅŸtir.

Übey b. Ka’b, Rasûlüllah (s.a.s)’in ashabına Kur’an’ı kendilerinden öğrenmelerini tavsiye ettiÄŸi dört kiÅŸiden biridir. Abdullah b. Amr b. As’dan şöyle rivâyet edilmiÅŸtir: Rasulüllah(s.a.s)’in şöyle buyurduÄŸunu iÅŸittim: “Kur’an’ı dört kiÅŸiden alın (öğrenin). Abdullah b. Mes’ud’dan,-Rasulüllah(s.a.s) önce bunu zikretti, Ebu Huzeyfe’nin mevlası Salim den, Muaz b. Cebel’den ve Übey b. Ka’b'dan” (Buharî, Menakibu’I-Ensar,16). Bu dört sahabîden Muaz ile Übey ensardan, Abdullah b. Mes’ud ile Salim ise muhacirlerdendir.

Rasûlüllah (s.a.s) Übey b. Ka’b'ı, Kur’an-ı Kerim’i iyi bilen bir sahabî olması sebebiyle öğretmen olarak tayin etmiÅŸti. Mescid-i Nebevi’de Kur’an-ı Kerîm’i öğretirdi. Aralarında Ebu Hureyre ve İbn Abbas’ın da bulunduÄŸu bir çok sahabînin hocalığını yapmıştır. O, Kur’an-ı Kerîm’i öğretmesi karşılığında her hangi bir maddi ÅŸey de almazdı. Nitekim ondan şöyle rivâyet edilmiÅŸtir: “Muhacirlerden birine Kur’an öğretmiÅŸtim. Bu zat bana bir yay hediye etti. Ben bunu Rasûlüllah (s.a.s)’e anlatınca: “Onu alırsan ateÅŸten bir yay almış olursun” buyurdu. Ben de yayı sahibine geri verdim”(İbn Mace, Ticarât, 8).

Übey b. Ka’b, Kur’an’ın lafızlarının eda keyfiyetini, kıraat vecihleriyle ilgili hususiyetlerini öğrenmeye özen gösterirdi. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e Übey’e Kur’an okumasını emretmiÅŸtir. Enes b. Malik (r.a)’dan şöyle rivâyet edildi: Rasulüllah (s.a.s) Übey b. Ka’b'a: “Âllah bana Lemyekünillezîne keferu suresini sana okumamı emretti” buyurdu. Übey “Allah benim adımı da andı mı?” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Evet” deyince Übey b. Ka’b sevincinden aÄŸladı (Tecrid-i Sarih Tercümesi, X, 21).

Bu hadis-i ÅŸerif sahabe içerisinde Übey b. Ka’b'ın faziletine iÅŸaret ettiÄŸi gibi, onun kıraat ilmindeki yerine de iÅŸaret etmektedir.

Übey b. Ka’b, kıraati bizzat Rasulüllah (s.a.v)’den almıştır. O, Hz. Ömer’e “Ben Kur’an-ı Kerîm’i daha taze iken bizzat Cebrail (a.s)’dan alan zattan aldım” demiÅŸtir (Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 117)
Kur’an-ı Kerîm’e karşı duyduÄŸu raÄŸbet ve arzu Übey b. Ka’b'ın faziletini artırmış, bu sebeple Rasûlüllah (s.a.v)’ın takdirini, ashabın saygısını kazanmıştır.

Übey b. Ka’b aynı zamanda Rasûlüllah (s.a.v) zamanında fetva veren az sayıda sahabîden biridir. Muhammed babası Sehl’in şöyle dediÄŸini nakletmiÅŸtir: “Rasûlüllah (s.a.v) zamanında fetva veren, üçü muhacir ve üçü ensardan olmak üzere altı kiÅŸi idi. Muhacirlerden olanlar Ömer, Osman, Ali; ensardan olanlar da Übey b. Ka’b, Muaz b. Cebel ve Zeyd b. Sabit’tir” (İbn Sa’d, aynı eser, II, 350).

Übey b. Ka’b, Rasûlüllah (s.a.v) zamanında idârî görevlerde de bulunmuÅŸtur. Rasûlüllah (s.a.v) onu Belî, Uzre ve Benî Sa’d kabilelerinin zekâtlarını toplamak üzere görevlendirmiÅŸti. Übey b. Ka’b bu görevi esnasında karşılaÅŸtığı bir vak’ayı şöyle anlatır:

“Rasûlüllah (s.a.v) beni Belî, Uzre ve Benî Sa’d b. Huzeym b. Kadâa kabilelerinin zekatlarını toplamak üzere gönderdi. Onların zekatlarını topladım. Nihayet onlardan sonuncu adamın yanına vardım. İçlerinde bu adamın evi ve köyü Medine’de Rasûlüllah (s.a.v)’e yakın olanı idi. Bu adam bana bütün malını topladı. Ben de zekat olarak almaya henüz iki yaşına girmiÅŸ bir diÅŸi deveden baÅŸkasını bulamadım. Kendisine onu alacağımı söyledim. Mal sahibi, “Bunun sütü de yok, yük taşımak için de elveriÅŸli deÄŸil. Allah’a yemin ederim ki senden önce zekat toplamaya gelen ne Rasûlüllah’a ve ne de onun elçisine malımdan sütü olmayan ve yük taşımaya da elveriÅŸli olmayan bir deveyi vermedim. İşte genç, semiz diÅŸi deve. Onu al.” dedi.

Ben ona, “Bana emredilmeyen ÅŸeyi almam. İşte Rasûlüllah (s.a.v) sana yakın, İstersen ona gider, bana söylediklerini anlatırsın. Åžayet o, kabul ederse, eder, etmezse reddeder” dedim. Adam:

“Bunu yapacağım” dedi ve benimle çıktı, bana vermek istediÄŸi deveyi de aldı. Rasulüllah(s.a.v)’e gelince:

“Yâ Rasûlüllah, malının zekatını almak için elçin geldi. Malımı topladım. O, sütü olmayan ve yük taşımaya da elveriÅŸli olmayan henüz iki yaşına girmiÅŸ bir deveyi seçti. Ben kendisine alması için genç, semiz bir diÅŸi deve gösterdim, almaktan imtina etti. İşte o deveyi getirdim, al ya Rasûlüllah” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Senin üzerine borç olan Übey b. Ka’b'ın ayırdığı devedir. Sen kendi rızanla daha iyisini vermek istersen, onu kabul ederiz ve Allah bundan dolayı sana ayrıca mükafat verir,” buyurdu. Adam:

“Ben de bu maksatla onu getirdim, buyur al, yâ Rasûlüllah!” dedi.

“Hz. Peygamber (s.a.v) devenin alınmasını emretti ve malının bereketlenmesi için dua etti.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 142).

Übey b. Ka’b'ın, Rasûlüllah (s.a.v)’in vefatından sonra ilk halife Hz. Ebû Bekir zamanında da mühim görevler yaptığını görüyoruz. Hz. Ebû Bekir mühim bir mesele ile karşı karşıya gelip çözümünü Kur’an ve sünnette bulamadığı zaman ashabın seçkin alimlerini toplar, onlarla istiÅŸarede bulunurdu.

Übey b. Ka’b da Hz. Ebû Bekir’in danışma meclisi üyelerinden idi. Aynı zamanda Hz. Ebû Bekir döneminde fetva vermekle görevli meÅŸhur fakihlerden biri idi (İbn Sa’d, Tabakat, II, 350). Bu dönemde onun Kur’an’ın cem’i için kurulan komisyonda görev aldığını da görüyoruz.

Übey b. Ka’b, ikinci halife Hz. Ömer’in de teveccühünü kazanmıştır. Hz. Ömer, Übey b. Ka’b'a çok hürmet eder, ondan yararlanır ve ona Seyyidü’l-Müslimin (Müslümanların ulusu) derdi (Tecrid X, 22). Hz. Ömer’in hilafeti döneminde onun ÅŸura meclisinde çalışır ve kabilesi Hazrec’i temsil ederdi. Aynı zamanda fetva iÅŸleri ne de bakardı. Hz. Ömer bir zaman halka hitabında şöyle demiÅŸtir:

“Kur’an’dan sormak isteyen Übey b. Ka’b'a gelsin, feraizden sormak isteyen Muaz’a, mal isteyen de bana gelsin. Çünkü Allah beni hazinedar ve dağıtıcı kıldı” (Zehebî, Siyer I, 394).

Hz. Ömer zamanında teravihi cemaatle ilk kıldıran da Übey b. Ka’b olmuÅŸtur. Hz. Peygamber (s.a.v) zamanında, onun vefatından sonra ilk halife Hz. Ebû Bekr, daha sonra kısmen de Hz. Ömer zamanında teravih namazı cemaatle deÄŸil, münferid olarak kılınmıştır. Bir defa Hz. Ömer mescide gidince halkın dağınık bir ÅŸekilde teravih namazı kıldıklarını gördü. Kimi tek başına kılıyor, kimi küçük bir cemaat oluÅŸturmuÅŸ kılıyorlardı. Hz. Ömer bütün halkı bir tek imamın arkasında toplamayı düşündü ve ertesi gün Übey b. Ka’b'ı teravih imamı tayin edip cemaati onun arkasına topladı. Böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya baÅŸlandı (Buharî, Teravih, I; Tecrid-i Sarih Terc., IV, 75-76).

Hz. Ömer, hilafeti zamanında fetva iÅŸleri üzerinde hassasiyetle durur, ancak bu iÅŸe ehil olanların fetva vermesine müsade ederdi. Onun zamanında ancak Hz. Osman, Hz. Ali, Muaz b. Cebel, Abdurrahman b. Avf, Übey b. Ka’b, Zeyd b. Sabit, Ebu Hureyre ve Ebu’d -Derdâ gibi tayin ettiÄŸi zatlar fetva verirdi (M. Siblî, Asr-ı Saadet, Terc. Ö. Rıza, DoÄŸrul, İst. 1974, VI, 369).

Übey b. Ka’b, Hz. Ebû Bekir döneminde olduÄŸu gibi Hz. Ömer döneminde de danışma meclisi üyesi idi. ÇeÅŸitli konularda fikri alınır, görüşlerine deÄŸer verilirdi (İbn Sa’d a.g.e, II, 350; M. Siblî, a.g.e., IV, 334).

Übey b. Ka’b tefsir sahasında da ashabın önde gelenlerinden biri olup Medine tefsir ekolünün reisi olarak kabul edilmiÅŸtir. Celaleddin es-Suyutî (ö. 911/1505) tefsir sahasında meÅŸhur olan sahabîlerin on kiÅŸi olduÄŸunu belirtmiÅŸ, bunlar içerisinde de kendilerinden en çok tefsir rivâyet edilenlerin Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Abbas ve Übey b. Ka’b olduÄŸunu belirtmiÅŸtir (bk. Suyutî, el-İkton, II, 187).

Übey b. Ka’b vahiy kâtibi olması sebebiyle Rasûlüllah (s.a.v)’in fiil ve hareketlerine muttali bir sahabî idi. Kütüb-i Sitte’de kendisinden altmış küsür rivâyet edilmiÅŸtir. Bakiy b. Mahled (ö. 276/889)’in Müsned’inde Übey b. Ka’b'ın yüz altmış dört hadisi vardır. Bunlardan üçü hem Buhari’de ve hem de Müslim’de vardır. Ayrıca Buharî üç hadisi tek başına rivâyet etmiÅŸ ,yedi hadisi de yalnız Müslim rivâyet etmiÅŸtir (Zehebi, Siyeru A’lami’n -Nübela ‘ I ,402). Übey b. Ka’b ın rivayet etmiÅŸ olduÄŸu hadislerden birinin anlamı şöyledir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“AdemoÄŸlunun bir vadi dolusu malı olsa, bir ikincisini ister. İki vadi dolusu malı olsa, bir üçüncüsünü de ister. AdemoÄŸlunun içerisini topraktan baÅŸka bir ÅŸey doldurmaz. Allah Teâlâ ise tevbe edenin tevbesini kabul eder” (Tirmizî).

Übey b. Ka’b'ın vefat tarihi ihtilaflıdır. El-Vakidî der ki, “Bir kısım hadiseler onun Hz. Ömer’in hilafeti döneminde olduÄŸuna delalet etmektedir.

Yakınları ve baÅŸkalarının onun Medine’de hicri 22 senesinde öldüğü söylediklerini gördüm. Hz. Ömer “Bugün Müslümanların ulusu öldü” demiÅŸtir. Onun Hz. Osman’ın hilafeti döneminde hicri 30′da öldüğünü söyleyenler de olmuÅŸtur. Bize göre bu daha doÄŸrudur. Çünkü Hz. Osman ona Kur’an’ı cem etmesini emretmiÅŸtir” (İbn Sa’d, Tabakat, III, 502; Zeheb, I, 400).

Yazıya Ait Etiketler:
  • No Related Post

Yorum Yolla

Temada Emeği Geçen İlyas BAT'a Teşekkürü Borç Biliriz... | Ramazan Ayı

Yaşam ve İnsanlar